Gürültüde fizik ve siyaset

Ece Temelkuran

“Kağıtta hiç beyaz boşluk kalmayacak” derdi ya eskiden resim öğretmenleri, neden öyle derlerdi? Neden öyle dediklerini bilirler miydi? Doğada boşluk olmadığını bilirler miydi? Boşluk canlı olanı kendine doğru yutarak kendini yok etmeye ayarlı bir… Boşluk bir kavram sadece, ölçülemeyecek kadar kısa bir an.

 

Bilim insanları keşfettiler geçen ay; karadelikler dahi boşluk değil. Yokluk orada bile değil. Boşluk  ya da yokluk sadece bizim aklımızda var olabilecek bir fikir. Boşluk bir göz yanılması. Balonun içi hava ile doludur çünkü.

 

***

 

‘İktidar boşluğu’ bir isim tamlaması. İktidarın sadece hava ile dolu olduğunu ifade ediyor olmalı. Fizik kurallarının hepsi siyasette geçerli değil. Örneğin dibe vuran nesnenin karşı bir vektörel dirençle yerçekimine karşıt yönde, yukarı doğru sıçrayacağı kuralının siyasette yeri yok. Siyasette dip yok ya da dip olsa bile nesne oraya vardığında bir sıçrama hareketiyle yükselmeyebiliyor. Biliyoruz! Fakat boşlukla ilgili fizik kuralı siyasette de geçerli olmalı. Kuralara göre, eğer böyle bir boşluk varsa havadan daha ağır herhangi bir siyasi madde bu boşluk tarafından emilerek –ya da böyle bir siyasi maddenin boşluğa doğru akmasıyla- iktidar, dolar. Şimdi bu durumda üç şey gerekli iktidar boşluğu kuralında: 1. Boşluk. 2. Yoğunluğu havadan daha büyük bir  siyasi madde. 3. Akış için gerekli enerjiyi yaratacak kadar hacim. Son ikisi için bir şey söylemek zor ama birincisi, hmm… Bu cümlenin gerisini getirmek cesaret istediğine göre henüz o da tam anlamıyla oluşmamış. Ama bir şey oluyor. “Hiçbir şey olmadıysa bile bir şey oldu” cümlesinin üzerinde bir hayalet gibi gezindiği bir ülkeden söz ediyoruz bir neticede.

 

***

 

Sadece hayatta kalmaya çalışacağımız bir kış geçireceğimizi geçen ay ballandıra ballandıra anlatmıştım. Şimdi sadece hayatta kalmaya çalıştığımız değil aynı zamanda ‘ilginç’ bir kış geçireceğe benziyoruz. Ve bu ikisinin bir arada olduğu zamanlar ‘insanı’ zorlar. İnsan sözcüğünün kafamızdaki tanımını değiştiren olaylar olur. Öyle bir çatlak açılır ki nereye doğru kırılacağını bilemezsin; ‘insan iyidir’ cümlesine doğru mu yoksa ‘insan kötüdür’ yanılsamasına mı? Tarihteki çatlaklar politik boşluklardır ve hangi siyasi madde daha büyük yoğunluğa sahipse boşluğu o doldurur. Böyle durumlarda yoğunluk –maalesef- kudretle ölçülür. Doğru, güzel ve iyi, sadece bu vasıflarıyla bu boşluğa buyur edilmez. Yanlış, çirkin ve kötü her zaman daha tereddütsüzdür ve yekpare hareket etmekte her zaman daha cevval. Ve bir bakmışsın, koca bir kuşak kendini şöyle derken bulur:

“İnsan özünde kötüdür.”

Kuşakların insan tanımını kendi tecrübelerinden ibaret sanmak gibi bir yanılgısı hep olmuştur.

 

***

 

Bu kış, hepimizin aklındaki insan kavramını aniden parçalayacak şeyler olabilir. Mesele bahara nasıl bir ‘insanla’  çıkacağımız. Bunun için kudretli bir siyasi madde gerek, dolayısıyla yoğunlaştırılmış bir siyasi terkip. Havadan daha yoğun olsa bile yeter mi? Sanmam. Çünkü sadece boşluğu doldurmak değil aynı zamanda insan kavramına güzel bir biçim verecek bir yoğunluk gerek. Bizim kuşağımız –şimdi 40’larında, 20’lerinde olanlar- bu dünyadan bu insan tanımıyla geçip gidecek. Bu önemli bir şey. Tarihe bizim kuşağımızın attığı imza demek. Ama daha önemlisi çocuklarımıza nasıl bir insan bırakacağımız meselesi. Dağı ormanı, denizi nehri doğru dürüst teslim edemeyeceğiz, orası belli oldu. Ama insanı bari bulduğumuz haliyle bıraksak. Resimde boşluk bırakmadan.

ece temelkuran